Aydın’da yaşayan 9 yaşındaki serebral palsi (beyin felci) hastası Şükrü Temiz, eğitim hayatındaki olağanüstü azmi, ailesinin fedakarlığı ve vizyoner bir öğretmenin sevgisiyle tüm Türkiye’ye örnek oluyor. Özel okulların kapılarını kapattığı Şükrü, devlet okulunda hem akademik başarı sağlıyor hem de sosyal hayatın tam merkezinde yer alarak akranlarına ilham veriyor.
Serebral Palsi (Beyin Felci) Nedir?
Serebral Palsi (SP), gelişimini tamamlamamış beynin (doğum öncesi, doğum sırası veya doğum sonrası erken dönemde) hasar görmesi sonucu meydana gelen, kalıcı ancak ilerleyici olmayan bir hareket ve duruş bozukluğudur. Halk arasında “beyin felci” olarak da bilinen bu durum; kas kontrolünde zayıflık, yürüme ve denge problemleri, bazen de konuşma ve motor becerilerde kısıtlılıklara yol açar. Serebral palsi doğrudan zihinsel bir engel olmamakla birlikte, Şükrü örneğinde olduğu gibi doğru teknolojik ve pedagojik destek sağlandığında bireylerin yüksek akademik başarılara ulaşması mümkündür.
“Doğumdan 5 Ay Sonra Teşhis Konuldu”
Şükrü’nün hastalık süreci henüz bebekken başladı. Yaşadıkları süreci anlatan baba Mehmet Temiz, “Doğumdan sonraki beş buçuk ayda baş çevresi küçüktü, destekli oturamıyordu. Çocuk doktorumuz şüphelendi ve bizi nöroloji doktoruna yönlendirdi. Sonuçta serebral palsi olduğu söylendi” ifadelerini kullandı.
Fiziksel gelişimi için evlerini tamamen Şükrü’nün ihtiyaçlarına göre tasarlayan aile, eğitim çağı geldiğinde büyük bir hayal kırıklığı yaşadı; özel okullar Şükrü’yü kabul etmedi. Ancak pes etmeyen ailenin yolları, devlet okulunda görev yapan idealist sınıf öğretmeni Hüsniye Sezer Güdücü ile kesişti.
Sınıfın Gözleriyle Konuşan ‘Süper Kahramanı’
Reşat Nuri Güntekin İlkokulu’nda görev yapan Hüsniye öğretmen, anne Pınar Temiz’in gözyaşlarını dindiren o ilk karşılaşmayı şu sözlerle aktarıyor: “Ben de anneyim, iki tane evladım var. Ben hiçbir anneye ‘Benim çocuğumu alır mısın’ dedirtmem dedim. Bugün olsa yine alırım.”
Şükrü sınıfa başlamadan önce öğrencilerini pedagojik olarak bu duruma hazırlayan Hüsniye öğretmen, çocuklara sınıfa “süper güçleri olan” bir arkadaşlarının geleceğini söyledi:
“Sınıfa normalde bilgisayarı nasıl kullanırsınız diye sordum, hepsi ‘eliyle’ dedi. Peki ama gelecek olan arkadaşınız bilgisayarı gözüyle konuşturuyor, hiçbir şekilde ellerini kullanmıyor dedim. Şükrü sınıfa girdiği zaman kimse onu yadırgamadı çünkü o çocukların gözünde artık bir süper kahramandı.”
Milli Eğitim Bakanlığı’nın tüm dijital kitaplarının yüklendiği, göz takip sistemiyle çalışan özel bilgisayarı sayesinde Şükrü, derse aktif şekilde katılıyor, parmak kaldırmak yerine bilgisayarı üzerinden arkadaşlarıyla ve öğretmeniyle kesintisiz iletişim kurabiliyor.
“İnadına Toplumun İçinde Olalım, Çocukları Eve Kapatmayın”
Benzer durumdaki ailelere seslenen anne Pınar Temiz, kapsayıcı eğitimin ve sosyal hayata katılımın önemini şu güçlü sözlerle vurguladı:
“Koşul ne olursa olsun, inadına toplumun içinde olalım. Biz ne kadar toplumun içinde olursak, toplum tarafından eksikliklerimiz de daha fazla tamamlanacak. Çocukların özgürlüklerini ellerinden almasınlar, onları eve kapatmasınlar.”
Baba Mehmet Temiz de engelli bireylerin sosyal hayata dahil edilmesinin tüm ailenin mutluluğunu zincirleme olarak artırdığını belirterek, her şeyin sevgi ve kabulle daha güzel olacağına inandığını ifade etti.






