
Eğitim ve Bilim İşgörenleri Sendikası Genel Başkanı Kadem Özbay, 400 akademisyenin usulsüz atandığı iddiaları ve sahte diploma soruşturması kapsamında ortaya çıkan bulgulara ilişkin açıklamalarda bulundu. Özbay, bu durumun Türkiye’deki kurumsal yapıda derinleşen bir güven krizinin göstergesi olduğunu belirterek, liyakatin sistem dışına itilmesinin ve kamusal denetimin askıya alınmasının vahim sonuçlarına dikkat çekti.
Eğitim ve Bilim İşgörenleri Sendikası (Eğitim-İş) Genel Başkanı Kadem Özbay, Türkiye gündemine oturan “400 akademisyenin usulsüz atandığı” iddiaları ve bu kapsamda yürütülen soruşturmada ortaya çıkan sahte belgelerle ilgili çarpıcı değerlendirmelerde bulundu. Özbay, söz konusu haberlerin yalnızca bir iddia olmadığını, aksine Türkiye’de kurumsal yapının ne denli derin bir güven krizine sürüklendiğinin çarpıcı bir göstergesi olduğunu vurguladı.
Resmi makamların, iddianın yalnızca bir şüphelinin beyanına dayandığını ve somut bir tespit bulunmadığını belirtmesine rağmen, Özbay bu açıklamanın kamu vicdanında oluşan soru işaretlerini gidermeye yetmediğini ifade etti. Soruşturma kapsamında 57 sahte üniversite diploması, 4 lise diploması ve 108 sahte sürücü belgesi tespit edildiğine dikkat çeken Özbay, esas meselenin bu belgelerin nasıl üretildiği kadar, nasıl olup da kamu kurumlarında bu kadar rahatlıkla geçerlilik kazandığı olduğunu belirtti.
Bu tablonun, uzun süredir kurumsal denetimin askıya alındığını, liyakatın sistem dışına itildiğini ve kamu hizmeti anlayışının yerini keyfiliğe bıraktığını açıkça ortaya koyduğunu dile getiren Eğitim-İş Genel Başkanı, eğitim sisteminden kamu istihdamına kadar birçok alanda süregelen yapısal çöküşün; cemaatler, tarikatlar ve çıkar koalisyonlarının devlet aygıtı üzerindeki etkisiyle derinleştiğini savundu. Özbay’a göre, atamalar ve karar alma süreçleri ideolojik ve hizipsel sadakat temelinde şekillendirildiği için kurumların tarafsızlığı zedelenmiş ve yurttaşların kamusal yapılara olan güveni giderek aşınmıştır.
Kadem Özbay, yaşanan bu krizin münferit uygulamaların değil, 23 yıldır süren siyasal iktidarın sistemli tercihlerinin ürünü olduğunu belirtti. Hesap vermekten imtina eden, denetimi dışlayan ve toplumsal eleştiriyi bastırmaya yönelen bu yönetim anlayışının sadece kurumların değil, yurttaş ile Cumhuriyet arasındaki demokratik ilişkinin de altını oyduğunu ifade etti.
“Cumhuriyet’in yalnızca bir yönetim şekli değil, kamusal adaletin, liyakatin ve eşitliğin kurumsallaşmış ifadesi olduğunu” hatırlatan Özbay, yurttaşlığın da yalnızca bir aidiyet değil, hakların ve sorumlulukların ortak çerçevesi olduğunu vurguladı. Bu bağın zayıfladığı bir düzende, ne kurumların işler kalabileceğini ne de ortak yaşam güvenliğinin sürdürülebileceğini belirtti.
Özbay, bu gidişatı durdurmanın sadece bugüne değil, geleceğe karşı da bir sorumluluk olduğunu ifade ederek, “Çocuklarımıza yalnızca bir gelecek değil, adil ve yaşanabilir bir toplum bırakmak istiyorsak; bu çürümüş düzene karşı açık bir tavır almak zorundayız. Cumhuriyet’i yeniden kurucu değerleriyle buluşturmak; adalet, liyakat, şeffaflık ve eşitlik ilkelerini yeniden hâkim kılmak, bugün her zamankinden daha acil bir ihtiyaçtır,” sözleriyle çağrısını tamamladı.




