Çocuğu Şiddetten Korumada İlk Adım: “Gerçekten Dinlemek” ve Sürece Dahil Etmek

Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Bülent Coşkun, çocukların dinlendiklerini hissetmelerinin şiddet ve suça sürüklenmeyi önlemede kritik rol oynadığını vurguladı; ailelere 0–3 yaş döneminde destek çağrısı yaptı. Çocuğu Şiddetten Korumada “Dinlemek” Neden İlk Sırada? Çocukları şiddetten ve ...

Devamını Oku

Prof. Dr. Bülent Coşku

Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Bülent Coşkun, çocukların dinlendiklerini hissetmelerinin şiddet ve suça sürüklenmeyi önlemede kritik rol oynadığını vurguladı; ailelere 0–3 yaş döneminde destek çağrısı yaptı.

Çocuğu Şiddetten Korumada “Dinlemek” Neden İlk Sırada?

Çocukları şiddetten ve suça sürüklenme riskinden korumanın yolu çoğu zaman büyük cezalar, sert yasaklar ya da tek seferlik önlemler gibi görülüyor. Oysa Toplum Ruh Sağlığını Geliştirme Derneği Yönetim Kurulu Başkanı ve Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Bülent Coşkun’a göre, en temel ve ilk adım çocuğu “gerçekten dinlemekten” geçiyor. Çocuğun fikrinin alındığı, sürece dahil edildiği ve önemsendiğini hissettiği bir ortamın, karşılaşılan problemlerin çözümünde güçlü bir koruyucu etkisi olduğu belirtiliyor.

Prof. Dr. Coşkun’un dikkat çektiği nokta şu: Çocuk ve gençler çoğu zaman “anlaşılmak” istiyor. Onları anlamaya yönelik adımlar atıldığında, hem aile içindeki bağ güçleniyor hem de riskli davranışlara yönelme ihtimali azalıyor.

Medya, Diziler ve İnternet: Etki Var Ama Tek Başına Değil

Coşkun, hayatın içindeki olumsuzlukların medya ve internet aracılığıyla artık çok daha görünür hale geldiğini söylüyor. Dizilerde ya da dijital içeriklerde olumsuz davranışların kısa sürede sunulabildiğine işaret eden Coşkun, bu tür içeriklerin etkisinin tamamen yok sayılmasının gerçekçi olmayacağını dile getiriyor.

Ancak burada önemli bir ayrım var: İçerikler aile bireyleriyle birlikte izlenir, konuşulur, artı ve eksi yönleri tartışılırsa olumsuz etkinin görece azaltılabileceği vurgulanıyor. Yani mesele sadece “izleme” değil; izlenenin nasıl değerlendirildiği, çocuğa hangi çerçevede anlatıldığı.

Sosyal Medya “Keskin Bir Bıçak” Gibi

Prof. Dr. Coşkun, gençleri tanımak gerektiğinin altını çizerek sosyal medyanın beğeni ve onay arayışını her zamankinden daha fazla gündeme taşıdığını ifade ediyor. Hatta bazı örneklerde “like” renkleri gibi detayların bile gençlerin davranışlarını etkileyebildiğine dikkat çekiyor.

Bu nedenle sosyal medya ve internetin “keskin bir bıçak” gibi olduğu benzetmesi yapılıyor: Hayatın tamamen dışına itilemez, çünkü sosyal medyasız bir yaşamı düşünmek zorlaştı. Ama aynı zamanda çocuğun ve ailenin sosyal medyanın yönlendirmesine bütünüyle teslim olmaması gerekiyor. Coşkun’a göre bu, tek başına yasakla ya da cezayla çözülecek bir konu değil; çok yönlü ve bütüncül bir yaklaşım şart.

0–3 Yaş Dönemi: Aile Desteği ve Koruyucu Çember

Çocuğun şiddet ya da suça sürüklenme sürecinin “bir anda” ortaya çıkmadığını belirten Coşkun, bunun çocukluktan başlayan ve zamanla şekillenen bir süreç olduğunu söylüyor. Bu noktada özellikle 0–3 yaş dönemine dikkat çekiliyor: Aile içinde yaşanan olumsuzlukların çocuklara da yansıdığına vurgu yapılıyor ve bu erken dönemde ailelere yönelik destekleyici çalışmaların önemine işaret ediliyor.

Erken yaşlarda çocuğun anne-baba tarafından kabul görmesi, kendisini değerli hissetmesi ve düşüncelerinin önemsendiğini görmesi; öz güven gelişimini destekleyen temel faktörler arasında gösteriliyor.

“Kabul Görmek” Öz Güveni Büyütüyor, İhmal Riskli Davranışı Besliyor

Prof. Dr. Coşkun’un üzerinde durduğu kritik başlıklardan biri de “kabul görme” ihtiyacı. Çocuk, evde görülmediğini ve önemsenmediğini hissettiğinde, görünür olmak için farklı yollar arayabiliyor. Bu arayış bazen olumsuz davranışlara dönüşebiliyor.

Coşkun’un yaklaşımı şu çerçevede özetleniyor: Çocuk, dikkat çekmek için sınırları zorlayabilir; tıpkı küçük bir çocuğun yaramazlık yaparak ilgi toplamaya çalışması gibi. Zamanla bu davranışlar “aşırıya kaçtığında”, hatta suça uzandığında bile çocuk, yanlış bir şekilde “beğenilmiş” ya da “puan kazanmış” gibi bir duyguya kapılabiliyor. Bu yüzden çocuğun doğru şekilde görülmesi, fark edilmesi ve sağlıklı kanallarla desteklenmesi hayati görülüyor.

“Çocuk Odasına Kapanıyor”: Evde Birlikte Olmanın Gücü

Coşkun, değişen ev düzenine de dikkat çekiyor. Eskiden bir evde tek televizyon olur ve aile birlikte izlerken; bugün birçok evde her odada ayrı bir ekran var: tablet, telefon, bilgisayar… Bu da aile bireylerinin aynı çatı altında “ayrı dünyalarda” yaşamasına yol açabiliyor.

Bu noktada önerilen yollardan biri “birlikte olmak.” Çocukla ya da ergenle birlikte bir şeyler izlemek, konuşmak, tartışmak; içeriklerin arka planında ne anlatıldığını beraber çözmeye çalışmak… Hatta daha da önemlisi: Çocuğa doğrudan sormak. “Nasıl yardımcı olabiliriz?” sorusunu gerçekten sormak ve cevabı gerçekten dinlemek.

“Dinlemek Özel Bir Meziyet”: Gerçek Dinleme Nasıl Olur?

Prof. Dr. Coşkun’un mesajının kalbinde “gerçek dinleme” var. Bu, günlük hayatta sıkça karıştırılan bir şey: Çocuk konuşurken bir yandan yemek yapmak, bir yandan telefona bakmak ya da “sen anlat ben dinliyorum” deyip göz teması kurmamak… Coşkun’a göre çocuk bunu yeterli görmüyor.

Gerçek dinleme; her şeyi bir kenara bırakıp tüm dikkatini çocuğa vermeyi, suçlamadan dinlemeyi, onun konuları nasıl değerlendirdiğini anlamaya çalışmayı gerektiriyor. Çocuğun ne düşündüğünü, nasıl yorumladığını, ne anladığını sabırla dinlemek… Yani sadece “duymak” değil, “anlamak” amaçlı bir iletişim kurmak.

Bütüncül Çözüm: Aile + STK + Kurumlar + Akademi

Coşkun, gençlerin suça sürüklenmesinin tek bir hamleyle düzelemeyeceğini, bunun çok paydaşlı bir çalışma gerektirdiğini ifade ediyor. Aile, sivil toplum kuruluşları, idari makamlar ve akademisyenlerin katkılarıyla yürütülen bütüncül çalışmaların koruyucu etkisinin daha güçlü olacağı belirtiliyor.

Özetle mesaj net: Çocuğu yalnız bırakmamak, anlamaya çalışmak, dinlemek ve görüşünü sürece dahil etmek; şiddetten korumada en güçlü başlangıç adımı olarak öne çıkıyor.

Yorum yapın